Doğa Gok yasaları


• 15/11/2007 - ROMATİZMA NEDİR?

Kategori: Dogal Yontem
Özellikle hareket sisteminde ağrı, şiş ve hareket kısıtlanması yapan ve bazen iç organlarda da bozukluklara neden olan tıbbi hastalıklara 'romatizmal hastalık' denmektedir.

Romatizmanın 200'ün üzerinde türü vardır. Bu nedenle 'romatizma' denen tek bir hastalık yoktur. Çeşitli 'romatizmal hastalıklar' vardır. Bir başka deyişle 'romatizma' şemsiye bir sözcüktür, çok sayıda hastalığı kapsar.
Başa dön
--------------------------------------------------------------------------------
Romatizmaların Nedenleri
Romatizmaların pek çoğunun nedeni belli değildir. Ancak birkaç tanesinin sebebi bilinmektedir. Sebebi bilinenler: mikropların neden olduğu mikrobik romatizmalar, akut eklem romatizması ve gut hastalığıdır.

Kolaylaştırıcı faktörler:
Diğer romatizmalarda ise hastalıkların ortaya çıkışını ve gelişmesini etkileyen 'kolaylaştırıcı' faktörler bilinmektedir. Bunlar yaş, cins, kalıtım, meslek, travmalar ve psikolojik faktörlerdir.

a) Yaş: Toplumda her yaşta romatizma görülürse de çeşitli yaş dilimlerinde görülen romatizma türleri farklıdır. Bir başka deyişle her yaşta her tür romatizma görülmez. Örneğin akut eklem romatizması 5-15 yaş arasında artroz veya 'kireçlenme' olarak bilinen romatizma türü ise 40 yaşından sonra görülür.

b) Cins: Tüm dünyada romatizmalar genel olarak kadınlarda daha sıktır. Yani kadınlar romatizmayla daha çok tutulur. Örneğin özellikle romatoid artrit, yaygın iltihabı bağ dokusu hastalıkları (kollajen hastalıklar) kadınlarda daha çok görülür. Ankilozan spondilit (belkemiği romatizması) ve gut ise erkeklerde daha sıktır.

c) Kalıtım: Romatizmaların bir kısmında kalıtım rolü olduğu bilinmektedir. Bu tip hastalıkların örnekleri ankilozan spondilit, ailevi Akdeniz ateşi ve guttur. Kalıtımın daha az etkili olduğu başka romatizmal hastalıklar da vardır. Ancak kalıtımın rolü olmayan romatizmal hastalıklar çoğunluktadır.

d) Dİğer faktörler: Eklem romatizmaları dünyanın her tarafında yaygın olarak görülürse de, soğuk ve rutubetli yerlerde daha sık ve şiddetli, kuru ve sıcak yerlerde seyrek olup, hafif seyretmektedir. Meslek, travmalar, psikolojik faktörler de bazı romatizma türlerinin ortaya çıkmasını kolaylaştırmaktadır.
Başa dön

--------------------------------------------------------------------------------
Romatizmaların Oluş Mekanizmaları
Romatizmaların nedenlerinin çok az bilinmesi veya hiç bilinmemesine karşın hastalıkların nasıl oluştuğu daha iyi bilinmektedir.

Temel olarak 2 tip romatizma vardır:
1-İltihabı olanlar
2-İltihabı olmayanlar.

1- İltihabı olanlar: Romatizmal iltihap 3 çeşittir:
a) Mikropların eklemde oturmasıyla ortaya çıkan mikrobik omatizmalar. Stafilokok, streptokok ve tüberküloz basili gibi çeşitli mikroplar bu romatizmaya neden olur.
b) Bağışıklık sisteminin bozuk oluşu sonucu gelişen mikropsuz iltihap. Bu tip iltihabın neden olduğu romatizmaların en önemlileri romatoid artrit, ankilozan spondilit ve yaygın bağ doku iltihabı yapan hastalıklar (kollajen hastalıklar)'dır. Bu son grubun en iyi bilinen örneği de sistemik lupus eritematozus (SLE)'dur.
c) Diğer bir iltihap tipi de başta ürik asit olmak üzere diğer kristallerin eklemlerde ve çeşitli dokularda oturarak yaptığı tahriş sonucu ortaya çıkan iltihaptır. Gut ve yalancı gut hastalığında bu tip iltihap vardır.

2- İltihabı olmayan romatizmalar: Bu romatizmaların en önemlisi artroz (kireçlenme)'dur. Artrozda eklemde iltihap yoktur. Buna karşılık aşınma vardır. Eklemin içindeki kıkırdak incelir ve kaybolur, eklemlerin kenarlarında kemik çıkıntıları oluşur. Travmalar (kaza, darbe) mekanik nedenler, metabolik ve psikolojik bozukluklar iltihabı olmayan romatizmaların en önemli nedenleridir.
Başa dön

--------------------------------------------------------------------------------
Romatizmalar Hangi Yapıları Tutar?
Romatizmal hastalıklar vücuttaki doku ve organların çoğunu tutar. Bunların en önemlileri şunlardır: Eklemler, yumuşak dokular, kaslar, kirişler, bağlar, kemikler, kalp, damarlar, sinir sistemi, akciğerler, lenf düğmeleri, dalak, karaciğer, solunum sistemi, göz, böbrek, deri ve deri altı dokusudur. Bunların içinde en çok tutulanlar ise eklemler ve yumuşak dokulardır. Yumuşak dokular deri, deri altı dokusu, bursalar (eklemlere yakın küçük kesecikler), kirişler, kiriş kılıfları ve bağlardır.
Başa dön

--------------------------------------------------------------------------------
Romatizmal Hastalıkların Çeşitleri ve Tipleri
Romatizmal hastalıklar geniş bir yelpaze oluşturur. Bu büyük grupta 200'ün üstünde romatizmal hastalık vardır.

Romatizmalar oturdukları dokulara göre 4'e ayrılır.
1- Eklem romatizmaları
2- Yumuşak doku romatizmaları
3- İç organların romatizmaları
4- Bunların birlikte olduğu 'karışık' tipler

Romatizmal hastalıkların en sık görülen hem de en önemli olanları yumuşak doku romatizmaları, artroz (kireçlenme), romatoid artrit, ankilozan spondolit (belkemiği romatizması), kollajen hastalıklar (yaygın iltihabi bağ dokusu hastalıkları, örneğin sistemik lupus, eritematozus 'SLE'), akut eklem romatizması ve guttur.
Başa dön


--------------------------------------------------------------------------------

Romatizmal Hastalıklardaki Başlıca Şikayetler

Ağrı: En sık rastlanan, hastayı en fazla rahatsız eden bir şikayettir. Başta eklemler olmak üzere kaslar, yumuşak dokular ve iç organlara ait olabilir. Ağrı çok hafiften çok şiddetliye kadar değişik derecelerde ortaya çıkabilir.

Şişlik: Yine, en çok eklemlerde ve daha seyrek olarak da yumuşak dokularda ortaya çıkar. Eklem şişi iltihabı değişikliklere bağlı olarak gelişirse, buna artrit denir.

Hareket kısıtlaması: Ağrı ve şişler hareket fonksiyonunun bozulmasına neden olur ve hareket bozukluğu ve kısıtlanması da hastanın yaşantısını zorlaştıran önemli bir sorundur. Hareket kısıtlanması ve ağrı; zorlama, travma ve mekanik nedenlere bağlı olarak da ortaya çıkabilir.

Şekil bozuklukları: Ağrı ve şişlik geçici olabildiği gibi zaman zaman tekrarlayarak sürebilir. Eğer sürekli ve ilerleyici ise şekil bozuklukları ve sakatlıklar ortaya çıkar. Bu sorun hastanın günlük yaşantısını, sosyal hayatını ve iş gücünü önemli ölçüde etkiler.

En sık görülen bu belirtilerden başka, başta deri olmak üzere tutulan iç organlara ve diğer yapılara ait belirti ve bulgular da ortaya çıkabilir. Kalp şikayetleri ve bulgular, göz bulguları, akciğere ait bulgular ve sinir sistemi ile ilgili bulgular da tek tek veya birlikte ortaya çıkabilir.

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı


• 15/11/2007 - Damar Tıkanıklığı KORONER ARTER NEDİR ?

Kategori: Dogal Yontem

Kalbi saran ve besleyen damar sistemidir.


KORONER ATHEROSKLEROZ NEDİR ?

Damar duvarlarında lipit plakların kısmi veya tam tıkanıklığa neden olmasına denir. Her yıl Amerika’ da 1 milyon insanda atheroskleroz teşhis edilmektedir. Türkiye’ de de koroner arter hastalığından ölüm tüm ölüm nedenleri içinde birinci sırada bulunmaktadır.


EKG NEDİR ?

Kalbin elektriksel aktivitesinin kaydıdır. Cilde yapıştırılan elektrotlar aracılığı ile grafik olarak kaydedilen dalga formudur. EKG kalp hızı, ritmi ve fonksiyonu, kalp kasına yetersiz kan ve oksijen gidişini gösteren iskemi olarak adlandırılan hasar ve kalp yapısındaki anormallikler hakkında bilgi verir.


KARDIYAK SIKLUS NEDİR ?

Kardiyek siklus bir kalp atışından diğerinin başlangıcına kadar geçen süredir. Siklüs diastol ( kalbin gevşeme fazı ) ve sistolü ( kalbin kasılma fazı ) içerir.


KAN BASINCI NEDİR ?

Kalpten atılan kan miktarı ( kardiyak output ), arter duvarlarının gerginliği ( vasküler rezistans ), kanın volüm ve viskositesi kan basıncını belirliyen parametrelerdir. Kan basıncı tayininde iki sayı vardır. Yüksek olan sistolik kan basıncı ( kalp kasılması sırasında arterlerdeki basınçtır), ikinci veya düşük olan diastolik basınç ( kalp gevşeme fazında arterlerdeki basınç). Normalde sistolik basınç yüksek olan sayıdır. EECP tedavisi sırasında diastolik basınç artar ve sistolik basınç azalır. Diastolik basınç sistolik basıncı geçer.


ANGINA ( Güğüs ağrısı ) NEDİR ?

Kalp damar hastalığının ( koroner damar ) an sık görünen belirtisidir. Genellikle güğüs üstünde olan baskı tarzında ağrı şeklidir. Ağrı çoğu zaman fiziksel, duygusal veya zihinsel atresin ardından ortaya çıkar. Bazen hastalar nefes darlığı, aşırı yorgunluk, baygınlık hissi, kolda , çenede ağrı gibi belirtilerle de başvurabilirler. Bunlarda angina eşiti belirtiler olarak değerlendirmeye alınırlar.


ANGINA’YA NEDEN OLAN FAKTÖRLER NELERDİR ?

Angina kalp kasının oksijenlenmesinin ve kanlanmasının yetersiz olduğunun bir göstergesidir.

Kalp gördüğü iş yüküne bağlı olarak zengin kanlanmaya ihtiyaç duyar bunu da koroner damar aracılığı ile sağlar. Eğer koroner damarlarda daralma veya tıkanma olursa kalbe giden oksijen miktarı önemli oranda azalır. Kalbin oksijene olan ihtiyacı egzersiz sırasında, ateşli hastalıklarda, hipoglesemi ( kan şekerinin düşüklüğü ), yemek sonrası, duygusal streslerde artar.


ANGINA GÜNLÜK YAŞAMI NASIL ETKİLER ?

Birçok hastada efor kısıtlaması görülür. Örneğin; düz yolda yürüyebilirken yokuş çıkamazlar, paket taşıyamazlar. Angina günlük aktiviteyi kısıtlar, fonksiyonel kapasiteyi düşürür ve yaşam kalitesini düşürür.


ANGINADAN NASIL KORUNULUR ?

Koroner arter hastalığından korunmak için risk faktörlerinin kontrol altında tutulması gereklidir. Kontrol altında tutulabilecek risk faktörleri yüksek tansiyon, şeker hastalığı, yüksek kolesterol seviyesi, fazla kilo, egzersizden uzak bir yaşamdır.


ANGINA’NIN TEDAVİSİ NE OLMALIDIR ?

İlaç tedavisi kalp kası için gerekli oksijeni koroner damarları dilate ederek veya kalbin oksijen ihtiyacını, kalp hızını veta kalp duvar stresini azaltarak yapar. Maalesef bir çok hastada medikal tedavi yetersiz kalmaktadır.


MEDİKAL TEDAVİNİN YETERSİZ KALDIĞI ANGINA KONTROLÜNDE NE YAPILMALIDIR ?

Eğer medikal tedavi yetersizse veya yetersiz kalacaksa anjioplasti ( alon ) ve veya tel kafes ( stent ), bypass, girişimsel tedavi şekilleri olarak karşımıza çıkmaktadır.


KORONER ANJIOGRAM NEDİR ?

Koroner arter hastalığının kesin teşisi için gerekli yöntemdir. X – ışını tekniği ile görüntülenebilinen bir radyoopak madde kalp damarlarına kateter aracılığı ile verilir. Böylece koroner arterlerin durumu ve kalbin kasılma gücü görüntülenebilir.


ANJIOPLASTI NEDİR ?

Anjioplasti ( PTCA / balon ) girişimsel olan ancak genel anestezi gerektirmeyen ucunda balon olan bir kateterin tıkalı damarlarda şişirilmesi ile uygulanabilen bir yöntemdir.


KORONER BY- PASS NEDİR ( CABG ) ?

Rutin By-pass operasyonu göğüs duvarı açılarak bacak veya göğüs damarı kullanılarak tıkalı damar devre dışı bırakılmak suretiyle oluşturulan bir yoldur. Operasyon sırasında kalp ve akciğer fonksiyonu makineye bağlanılarak yapılır.


RESTENOZ NEDİR ( TEKRAR TIKANMA ) ?

Restenoz damarların açılmasına yönelik yapılan tedavilere rağmen hücre büyümesi sonucu tekrar tıkanıklık gelişmesidir. By pass sonrası tekrar tıkanma oranı ilk 5 yıl için %25, 10 yıl içinde ise % 50’lerin üzerindedir. Yapılacak ikinci by-pass da ameliyat ölüm riski birincisinin 2 – 3 katına çıkmaktadır. PTCA ve stent sonrası tekrar tıkanma oranı ise % 15 ile %50 arasında, damar durumuna ve ek risk faktörlerine göre değişmektedir.

Tekrar tıkanma oranı halen bu kadar yüksek seyrediyor olması,
Damar yapısının girişime uygun olmaması,
Maksimum medikal ve veya girişimsel tedaviye rağmen hastaların şikayetlerinin devam etmesi,
Cerrahi içn yüksek risk taşıyan hastalar,
araştırmacıları yeni tedavi yöntemleri üzerinde çalışmaya yöneltmiştir. EECP girişimsel olmayan Koroner Arter Hastalığı tedavisinde tüm bu grup hastalara yeni bir tedavi şansı sağlamaktadır.


EECP NEDİR ?

Güçlendirilmiş Eksternal Kontrpulsasyon ( Enhanced External Counterpulsation ). Eksternal kelimesi ; girişim veya cerrahi gerektirmede uügulanmasından ötürü gelmektedir. Güçlendirilmiş kelimesi ; sistemim ilk ortaya çıkışı ile günümüzde ileri teknoloji kullanılarak geliştirilmiş hale getirilmesindendir. Kontrpulsasayon ; kalp atımları sırasında oluşur. Kalp gevşeme fazında iken sistem pompalama işi yaparken, kasılma fazında ise basıncın düşmesini sağlar. Kontrpulsasyon kalp kasına giden kan miktarını atrırır, kalp iş yükünü azaltır ve oksijen istemini azaltarak oksijen miktarını arttırır.



EECP TEDAVİSİNDEN ÖNCE EECP TEDAVİSİNDEN SONRA

ÖGMENTASYON NEDİR ?

Kalp, sistol dediğimiz kasılma fazında iken bu güçlü kontraksiyon ile koroner damarlar büzüşür ve kalp kasına ( miyokardiyum ) giden kan miktarını azalır. Diastol dediğimiz gevşeme fazında ise koroner damarlar dolayısıyla kalp kası kanlanır. Özellikle vücüdün yükünü taşıyan alt ekstermiteler ( bacak ve kalça ) çok sayıda damar yatağı ve kan hacmi içerirler. EECP tedavisi sırasında her diastol fazında bacak ve kalçalara sarılan kaflar ( büyük manşon ) baldırdan başlayarak ardışık olarak kasılır, böylece hem ven ham arterlerin güçlü bir şekilde sıkıştırılması ile alt ekstermite kanı kalp damarlarına doğru atılır. Bu mekanizma venöz dönüşü artırırken ( oksijene olmamış kanın sağ kulakçağa gelişi ), diastolik basıncın artması ile kalp kası beslenmesi sağlanır ( kan koroner arter aracılığı ile kalp kasını besler.


KOLLATERAL DOLAŞIM NEDİR ?

Damar tıkanıklığı oluştuğu zaman bazen vücut kendisi yeni damar ağa geliştirerek sağlıklı damarlardan tıkalı damarların hasarladığı dokuya kan gitmesini sağlar. Bu doğal kollateral dolaşım gelişimi zaman ister. Ancak bir çok kalp hastasının bu gelişimi bekliyecek vakti yoktur.

EECP tedavisinin etkinliğinin uzun sürüyor olması tedavi süresince provoke edilen kollateral gelişimine bağlı olduğu düşünülmektedir.


EECP’nin ETKİNLİĞİ NASIL OLMAKTADIR VE DİĞER TEDAVİ YÖNTEMLERE GÖRE AVANTAJLARI NELERDİR ?

Normal kalp fonksiyonu oksijen tüketimi ile oksijen sağlanması arasındaki dengeye bağlıdır. Oksijen tüketimi kalp hızı ve pompa ile ilişkilidir. Oksijen temini kan akımı ile sağlanmaktadır. Kalp kasına giden kan miktarının % 80’ni kalbin gevşeme fazında olmaktadır. Klinik çalışmalar EECP tedavisinin doğal by pass’a neden olduğunu göstermiştir. EECP yeni damar ağının oluşmasını sağlayarak kalp kasını beslemektedir. EECP tedavisi günde bir saat haftada 5 gün, toplam 35 saat yapılır. Hastalar tedaviye ayaktan gelirler ve tedavi sonrası rahatlıkla işlerine giderler.

1995 yılında FDA onayı almasıyla, Amerika Birleşik Devletlerinde hızla koroner arter hastalığının tedavisinde kullanılmaya başlanan bu sistemin etkinliği ve güvenirliği yapılan bilimsel çalışmalarla kanıtlanılmıştır.

By pass ve Anjioplasti /stent gibi girişimsel ( invaziv )tedavi yöntemlerinden farklı olarak hastane yatışı gerektirmeden, hasta seçimi doğru yapıldığında risk taşımayan yeni invaziv olmayan bir tedavi yöntemidir.

Maksimum medikal ve girişimsel tedavilere, cerrahiye rağmen şikayetleri devam eden, fonksiyon kapasitesi, yaşam kalitesi düşük, damar yapısı girişime uygun olmayan yada yüksek riskli, girişim yöntemlerini tedavi şekli olarak seçmek istemeyen koroner arter hastaları için yeni bir tedavi yöntemi olarak büyük avantaj sağlamaktadır.

KALP YETMEZLİĞİNİN EVRELERİ

EVRE KALP YETMEZLİĞİ EVRESİNİN TANIMLANMASI KLASİK TEDAVİ
Evre A Kalp Yetmezliği Riski Taşıyan Hastalar

* Yüksek Tansiyon
* Şeker Hastalıkları
* Koroner Arter Hastalığı
* Kalbe Zehirleyici etkisi olan ilaçları
kullananlar
* Alkol Alışkanlığı
* Ailesinde Kalp Adelesi hastalığı olanlar
(Kardiyomiyopati) * Proğramlı egzersiz
* Siğara içilmemesi
* Yüksek tansiyon tedavisi
* Yüksek kan yağlarının tedavisi
* Alkolün ve yasak ilaçların kesilmesi
* Daha önce kalp krizi geçirmiş, şeker
hastası veya yüksek tansiyonu olanlara
(ACE-I) tansiyon ilaçı başlanması

Evre B Bu hastalar sistolik kalp yetersizliği
(kasılma bozukluğu olup geçmişte kalp
yetmezliği geçirmeyenler
(EF%40 ve altındadır)
* Evre A daki önlemler ve tedavi başlanır.
* Bütün hastalar ACE-I ALMALIDIR
* B Bloker ilave edilir
* Cerrahi tedavi konsültasyonu yapılarak
gerekliliği / gereksizliği saptanır.
Evre C Kalp Yetmazliği tanısı almış hastalar

Belirtiler:

* Nefes Darlığı
* Yorgunluk
* Egzersiz kapasitesinde azalma Evre A daki önlemler ve B Bloker +

* Diüretik (idrar söktürücü)
* Digoxin
* Tuz kısıtlaması
* Sıvı kısıtlaması (uygun ölçüde)
* Sabahları kilo takibi
* Spironolacton (Aldacton)
(ikinci idrar söktürücü)
* Kötü etkili diğer ilaçların kesilmesi
Evre D Tedaviye Ragmen Kalp Yetmezliğinde
İlerleme Evre A, B, C deki bütün tedavi önlemlerine ilaveten:

* Kalp Transp.(nakli)ni araştırın
* Ventriküler asist. Aleti
* Cerrahi tedavi imkanı varmı?
* Devamlı IV(damar içi) tedavi
Bu hastalar yatak tedavisinde tutulurlar.
** Hayatın sonu

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı


• 15/11/2007 - MENAPOZ NEDİR?

Kategori: Dogal Yontem

 Kadınlarda adet görmenin kesilmesine denir. Etnik, coğrafi, sosyokültürel nedenlerle menapoza giriş yaşı değişsede ortalama 40 – 50 dir. 40 yaş altında adetten kesilme erken menapoz olup tüm menapozların %1’dir. BELİRTİLER NELERDİR? Menapoz birdenbire olmaz. Klimakterium dediğimiz her kadında farklı gelişen bir süreçtir. En belirgin özellik adet ritmindeki değişikliklerdir. Örneğin 15-20 günde bir olup sıklaşabileceği gibi, 2-3 ayda bir olup seyrekleşebilir de. Ancak son adetten 4 aydan fazla geçtiği halde hiç adet kanaması olmaması durumunda menapozdan bahsedilebilir. MENAPOZDA GÖRÜLEBİLEN YAKINMALAR NELERDİR? Menapozda; gittikçe sıklaşan ve süresi uzayan ateş basmaları, terlemeler, çarpıntılar, uyku düzensizlikleri, sinirlilik, yorgunluk, cinsel isteksizlik gibi mizaç değişiklikleri, üro-genital bölgede kuruluk nedeniyle yanma hissi ve cinsel ilişkide ağrı, sık sık idrara çıkma, idrar tutamama gibi yakınmalar görülmektedir. Bütün bu yakınmalar bireylere bağlı olarak değişebilmekte, bazı kişilerce çok yoğun olarak yaşanırken bazıları daha sorunsuz bir menapoz dönemi geçirebilmektedir. ANCAK MENAPOZUN KADINLAR AÇISINDAN ÖNEMİ SADECE GÜNCEL YAŞAMDA OLAN BAZI SORUNLARLA SINIRLI KALMAMAKTA; MENAPOZ BELİRLİ BAZI RİSKLERİDE BERABERİNDE GETİRMEKTEDİR. NEDİR BU RİSKLER? En belli başlıları vücuttaki estrojenin azalmasına bağlı olarak kemik kalitesinin bozulması ve OSTEOPOROZ oluşmasıdır. Bunun sonucunda ileri yaşlarda kemik kırıkları artmaktadır. Ayrıca menapozla beraber kalp damar hastalıklarında belirgin artış görülmekte, Alzheimer’a yatkınlık oluşmakta, bu nedenlerle sakat kalma ve ölüm riskleri yükselmektedir. MENAPOZDAKİ KİŞİ NE YAPMALIDIR? Öncelikle her adet periyodundaki değişikliğin, menapoz demek olmadığının bilinciyle hastanın gerçekten menapoza girip girmediğinin saptanmasıyla işe başlamalıdır. Bu; bir kadın doğum uzmanına başvurarak, jinekolojik muayene ve basit hormonal testler ultrasonla yapılır. Yukarıda saydığımız yakınmalar kolaylıkla başka hastalıklarda da olabileceği için menopozun kesin saptanması, yaklaşımın belirlenmesi açısından son derecede önemlidir. MENAPOZDA NELER YAPILABİLİR? Amaç kişinin yaşam kalitesini artırmakla birlikte sağlığını korumaktır. Bunun için en önemli nokta her menapoz hastasına aynı tedavi protokolünü uygulamak yerine kişinin yakınmaları, ailesel özellikleri, beklentilerinin özenle saptanıp buna göre bir yöntem ortaya konmasıdır. Tedavi yöntemleri egzersiz gibi çok basit bazı önerilerden çeşitli bitkilerle destek tedavilerine veya hormon replasman tedavilerine kadar gidebilen geniş bir yelpazenin bireye özel olarak uygulanmasıdır. HER MENAPOZDAKİ kadın için uygun tedavi protokolu belirlendikten sonra tedavinin ortaya çıkarabileceği riskleri en aza indirmek için MAMOGRAFİ, KEMİK DANSİTOMETRİSİ, ULTRASON, rutin jinekolojik muayene, smear, endometrial biopsi gibi testler yapılır. Önemli bir nokta ise bu muayene ve tetkiklerin uzman kurumlarca ve ehil ellerle yapılması kadar hastanın kuruma, hekime güveni ve uyumudur. Uyum ve işbirliği sağlandığında oluşabilecek sorunlar başlangıç halinde saptanıp çözülebilir böylece SAĞLIĞIN KORUNMASIYLA BİRLİKTE YAŞAM KALİTESİNİN VE SÜRESİNİN ARTTIRILMASI AMACINA KOLAYLIKLA ULAŞILABİLİR

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı


• 22/7/2007 - Saç bakımı için doğal yöntemler

Kategori: Dogal Yontem
Hepiniz uzun ve sağlıklı bir saça sahip olmak için onu sürekli kestirmeniz gerektiğini duyarsınız. Aslında sürekli saçınızı kestirmek sadece onun daha kısa olmasını sağlar. Sağlıklı olması ile hiçbir ilgisi yoktur.

Saç uzunluğu kafanızın şekli ve genişliği ile orantılıdır ve yeni teknolojilerle bile bunu değiştirmenize olanak yoktur. Sağlıklı ya da sağlıksız saç yoktur. Saçımız aslında ölüdür. Ölü olmasaydı kesildiğinde canımız yanmazmıydı? Eğer saçlarınızın ucu kırılmamışsa ya da boyama yüzünden hasar görmemişse onu sürekli kestirip sağlıklı ve uzun yapmaya çalışmak yanlış bir şey. Sadece stil değişikliği düşünenler için sık saç kestirilmesi önerilebilir. Saçınızın sağlıklı olması için yapabilecekleriniz: - Günlük olarak pahalı olmayan bir Vitamin (One-A-Day) alın. - Saçınızı fazla taramayın. Sadece gerektiğinde şekil vermek için tarayın. - Kaliteli bir tarak ya da fırça kullanın. Keskin metal ya da plastik uçlar saçlarınızın uçlarının kırılmasına neden olur.



- Kaliteli saç ürünleri kullanın. Çoğu alışveriş merkezlerinde satılan şampuan ve saç ürünleri aslında birçok kötü kimyasal maddeyi içlerinde bulunduruyor. Mesela 'ammonium laurel sulfate' , ya da silikon içeren ürünler saçınızı kurutarak daha kolay kırılmasına neden olabiliyor. İçlerinde birçok koruyucu madde bulunduğunu iddia eden bu ürünler saçınız için aslında en büyük tehlikeyi oluşturuyor. - Saçınızı sıkı bantlarla toplamayın. Bırakın rahat kalsın. Bu tür toplama şekilleri de kırılmalara neden oluyor.

Sıcak yağ tedavisi

Kurumuş ve yıpranmış saçları en iyi canlandırma yöntemi zeytinyağı tedavisidir. Saçlarınıza parlaklık vermek ve beslemek için 2 çorba kaşığı zeytinyağını ısıtın. Bunu yavaş yavaş tüm saç derinize yedirin. Sıcak suda ıslattığınız bir havluyu sıktıktan sonra bir türban gibi başınıza sarın. Havlu soğurken bu işlemi iki veya üç defa tekrarlayarak, başın yağı iyice emmesini sağlayın. Sonra saçlarınızı yıkayarak, iyice durulayın. Bu bakım türü, özellikle çabuk kırılan saçlar için çok yararlıdır.

Hintyağı tedavisi

Yarım çay fincanı hintyağını ısıttıktan sonra baş derinizi ovarak saçınızın yağı emmesini sağlayın. Yavaş yavaş tarayacağınız saçlarınızı kaynar suya batırırıp sıktığınız havluyla sarın. Bu işlemi yaptıktan sonra yarım saat kadar bekleyip şampuanla yıkayın. Bu tedavi, fazla ince, çabuk kırılan, kuru saçlara iyi gelir.

Zeytinyağı ve bal tedavisi

Yarım çay fincanı yeşil zeytinyağıyla bir çay fincanı süzme balı karıştırın. Bu sıvıyı iyice sallayıp çalkalayın ve bir kaç gün dinlenmeye bırakın. Daha sonra bu karışımı baş derisinize ovarak ve tarayarak yedirin. Ancak bu işlemi yaparken tarağın dişlerinin baş derinize batmamasına özen gösterin. Başınıza bir naylon torba geçirerek, başın sıcaklığını muhafaza etmeyi sağlayın. Karışımı başınızda yarım saat beklettikten sonra, saçlarınızı bol suyla durulayın. Bu işlem, koyu renk saçların ışıltılı bir hal alıp parlamasını sağlar.

Protein tedavisi

Yumurta ile yapılacak protein tedavisi hemen hemen her tür saç için uygundur. İki yumurtayı çırpın ve içine yavaş yavaş bir çorba kaşığı zeytinyağı, bir çorba kaşığı gliserin, bir çorba kaşığı sirke (mümkünse elma sirkesi) ilave edin. Saçınızı bir kez şampuanladıktan sonra saçlarınıza bu karışımı sürüp 15-20 dakika bekleyin. Saçlarınızı iyice duruladıktan sonra saçlarınızın çok kısa sürede canlandığını fark edeceksiniz.

Kakao yağı tedavisi

Koyu renk saçlı kişilerin uygulayabileceği bir başka bakım yöntemi ise aşağıda anlatılan bu karışımdır. İçinde su kaynayan genişçe bir tencerenin içine daha küçük bir kabı oturtun. Yarım çay fincanı ayçiçeği yağını, 1 çorba kaşığı kakao yağını, 1 çorba kaşığı susuz lanolini bu ikinci kabın içinde eritin. Bütün bu yağlar eriyince, kabı kaynar suyun içinden alın ve karışımı iyice çırpın. Bu karışımdan 1 çorba kaşığı kadarını alarak buna 1 çorba kaşığı su katın, iyice karıştırın. Bu sıvıyı ovarak başınıza sürün ve bu durumda 15 dakika ile yarım saat arasında bekleyin. Ardından saçınızı yıkayıp durulayın. Bu tedavi koyu renk saçlara yeni bir canlılık ve parlaklık verir.

Kaynak: Kanal D

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı


Hakkımda

Şifalı bitkiler , Doğa , enerji , şifa , hastahane , kabalık

Kategoriler

Arkadaşlar

ibretlik

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
Blog RSS

Son Yorumlar

Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:1
Son Sayfa |