|
Doğa Gok yasaları
• 15/11/2007 - ROMATİZMA NEDİR?
Özellikle hareket
sisteminde ağrı, şiş
ve hareket
kısıtlanması yapan
ve bazen iç
organlarda da
bozukluklara neden
olan tıbbi
hastalıklara 'romatizmal
hastalık'
denmektedir.
Romatizmanın 200'ün
üzerinde türü
vardır. Bu nedenle
'romatizma' denen
tek bir hastalık
yoktur. Çeşitli 'romatizmal
hastalıklar' vardır.
Bir başka deyişle
'romatizma' şemsiye
bir sözcüktür, çok
sayıda hastalığı
kapsar.
Başa dön
--------------------------------------------------------------------------------
Romatizmaların
Nedenleri
Romatizmaların pek
çoğunun nedeni belli
değildir. Ancak
birkaç tanesinin
sebebi
bilinmektedir.
Sebebi bilinenler:
mikropların neden
olduğu mikrobik
romatizmalar, akut
eklem romatizması ve
gut hastalığıdır.
Kolaylaştırıcı
faktörler:
Diğer romatizmalarda
ise hastalıkların
ortaya çıkışını ve
gelişmesini
etkileyen
'kolaylaştırıcı'
faktörler
bilinmektedir.
Bunlar yaş, cins,
kalıtım, meslek,
travmalar ve
psikolojik
faktörlerdir.
a) Yaş: Toplumda her
yaşta romatizma
görülürse de çeşitli
yaş dilimlerinde
görülen romatizma
türleri farklıdır.
Bir başka deyişle
her yaşta her tür
romatizma görülmez.
Örneğin akut eklem
romatizması 5-15 yaş
arasında artroz veya
'kireçlenme' olarak
bilinen romatizma
türü ise 40 yaşından
sonra görülür.
b) Cins: Tüm dünyada
romatizmalar genel
olarak kadınlarda
daha sıktır. Yani
kadınlar
romatizmayla daha
çok tutulur. Örneğin
özellikle romatoid
artrit, yaygın
iltihabı bağ dokusu
hastalıkları (kollajen
hastalıklar)
kadınlarda daha çok
görülür. Ankilozan
spondilit (belkemiği
romatizması) ve gut
ise erkeklerde daha
sıktır.
c) Kalıtım:
Romatizmaların bir
kısmında kalıtım
rolü olduğu
bilinmektedir. Bu
tip hastalıkların
örnekleri ankilozan
spondilit, ailevi
Akdeniz ateşi ve
guttur. Kalıtımın
daha az etkili
olduğu başka
romatizmal
hastalıklar da
vardır. Ancak
kalıtımın rolü
olmayan romatizmal
hastalıklar
çoğunluktadır.
d) Dİğer faktörler:
Eklem romatizmaları
dünyanın her
tarafında yaygın
olarak görülürse de,
soğuk ve rutubetli
yerlerde daha sık ve
şiddetli, kuru ve
sıcak yerlerde
seyrek olup, hafif
seyretmektedir.
Meslek, travmalar,
psikolojik faktörler
de bazı romatizma
türlerinin ortaya
çıkmasını
kolaylaştırmaktadır.
Başa dön
--------------------------------------------------------------------------------
Romatizmaların Oluş
Mekanizmaları
Romatizmaların
nedenlerinin çok az
bilinmesi veya hiç
bilinmemesine karşın
hastalıkların nasıl
oluştuğu daha iyi
bilinmektedir.
Temel olarak 2 tip
romatizma vardır:
1-İltihabı olanlar
2-İltihabı
olmayanlar.
1- İltihabı olanlar:
Romatizmal iltihap 3
çeşittir:
a) Mikropların
eklemde oturmasıyla
ortaya çıkan
mikrobik omatizmalar.
Stafilokok,
streptokok ve
tüberküloz basili
gibi çeşitli
mikroplar bu
romatizmaya neden
olur.
b) Bağışıklık
sisteminin bozuk
oluşu sonucu gelişen
mikropsuz iltihap.
Bu tip iltihabın
neden olduğu
romatizmaların en
önemlileri romatoid
artrit, ankilozan
spondilit ve yaygın
bağ doku iltihabı
yapan hastalıklar (kollajen
hastalıklar)'dır. Bu
son grubun en iyi
bilinen örneği de
sistemik lupus
eritematozus (SLE)'dur.
c) Diğer bir iltihap
tipi de başta ürik
asit olmak üzere
diğer kristallerin
eklemlerde ve
çeşitli dokularda
oturarak yaptığı
tahriş sonucu ortaya
çıkan iltihaptır.
Gut ve yalancı gut
hastalığında bu tip
iltihap vardır.
2- İltihabı olmayan
romatizmalar: Bu
romatizmaların en
önemlisi artroz
(kireçlenme)'dur.
Artrozda eklemde
iltihap yoktur. Buna
karşılık aşınma
vardır. Eklemin
içindeki kıkırdak
incelir ve kaybolur,
eklemlerin
kenarlarında kemik
çıkıntıları oluşur.
Travmalar (kaza,
darbe) mekanik
nedenler, metabolik
ve psikolojik
bozukluklar iltihabı
olmayan
romatizmaların en
önemli nedenleridir.
Başa dön
--------------------------------------------------------------------------------
Romatizmalar Hangi
Yapıları Tutar?
Romatizmal
hastalıklar
vücuttaki doku ve
organların çoğunu
tutar. Bunların en
önemlileri
şunlardır: Eklemler,
yumuşak dokular,
kaslar, kirişler,
bağlar, kemikler,
kalp, damarlar,
sinir sistemi,
akciğerler, lenf
düğmeleri, dalak,
karaciğer, solunum
sistemi, göz,
böbrek, deri ve deri
altı dokusudur.
Bunların içinde en
çok tutulanlar ise
eklemler ve yumuşak
dokulardır. Yumuşak
dokular deri, deri
altı dokusu,
bursalar (eklemlere
yakın küçük
kesecikler),
kirişler, kiriş
kılıfları ve
bağlardır.
Başa dön
--------------------------------------------------------------------------------
Romatizmal
Hastalıkların
Çeşitleri ve Tipleri
Romatizmal
hastalıklar geniş
bir yelpaze
oluşturur. Bu büyük
grupta 200'ün
üstünde romatizmal
hastalık vardır.
Romatizmalar
oturdukları dokulara
göre 4'e ayrılır.
1- Eklem
romatizmaları
2- Yumuşak doku
romatizmaları
3- İç organların
romatizmaları
4- Bunların birlikte
olduğu 'karışık'
tipler
Romatizmal
hastalıkların en sık
görülen hem de en
önemli olanları
yumuşak doku
romatizmaları,
artroz (kireçlenme),
romatoid artrit,
ankilozan spondolit
(belkemiği
romatizması),
kollajen hastalıklar
(yaygın iltihabi bağ
dokusu hastalıkları,
örneğin sistemik
lupus, eritematozus
'SLE'), akut eklem
romatizması ve
guttur.
Başa dön
--------------------------------------------------------------------------------
Romatizmal
Hastalıklardaki
Başlıca Şikayetler
Ağrı: En sık
rastlanan, hastayı
en fazla rahatsız
eden bir şikayettir.
Başta eklemler olmak
üzere kaslar,
yumuşak dokular ve
iç organlara ait
olabilir. Ağrı çok
hafiften çok
şiddetliye kadar
değişik derecelerde
ortaya çıkabilir.
Şişlik: Yine, en çok
eklemlerde ve daha
seyrek olarak da
yumuşak dokularda
ortaya çıkar. Eklem
şişi iltihabı
değişikliklere bağlı
olarak gelişirse,
buna artrit denir.
Hareket kısıtlaması:
Ağrı ve şişler
hareket
fonksiyonunun
bozulmasına neden
olur ve hareket
bozukluğu ve
kısıtlanması da
hastanın yaşantısını
zorlaştıran önemli
bir sorundur.
Hareket kısıtlanması
ve ağrı; zorlama,
travma ve mekanik
nedenlere bağlı
olarak da ortaya
çıkabilir.
Şekil bozuklukları:
Ağrı ve şişlik
geçici olabildiği
gibi zaman zaman
tekrarlayarak
sürebilir. Eğer
sürekli ve
ilerleyici ise şekil
bozuklukları ve
sakatlıklar ortaya
çıkar. Bu sorun
hastanın günlük
yaşantısını, sosyal
hayatını ve iş
gücünü önemli ölçüde
etkiler.
En sık görülen bu
belirtilerden başka,
başta deri olmak
üzere tutulan iç
organlara ve diğer
yapılara ait belirti
ve bulgular da
ortaya çıkabilir.
Kalp şikayetleri ve
bulgular, göz
bulguları, akciğere
ait bulgular ve
sinir sistemi ile
ilgili bulgular da
tek tek veya
birlikte ortaya
çıkabilir.
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 15/11/2007 - Damar Tıkanıklığı KORONER ARTER NEDİR ?
Kalbi saran ve
besleyen damar
sistemidir.
KORONER
ATHEROSKLEROZ NEDİR
?
Damar duvarlarında
lipit plakların
kısmi veya tam
tıkanıklığa neden
olmasına denir. Her
yıl Amerika’ da 1
milyon insanda
atheroskleroz teşhis
edilmektedir.
Türkiye’ de de
koroner arter
hastalığından ölüm
tüm ölüm nedenleri
içinde birinci
sırada
bulunmaktadır.
EKG NEDİR ?
Kalbin elektriksel
aktivitesinin
kaydıdır. Cilde
yapıştırılan
elektrotlar
aracılığı ile grafik
olarak kaydedilen
dalga formudur. EKG
kalp hızı, ritmi ve
fonksiyonu, kalp
kasına yetersiz kan
ve oksijen gidişini
gösteren iskemi
olarak adlandırılan
hasar ve kalp
yapısındaki
anormallikler
hakkında bilgi
verir.
KARDIYAK SIKLUS
NEDİR ?
Kardiyek siklus bir
kalp atışından
diğerinin
başlangıcına kadar
geçen süredir.
Siklüs diastol (
kalbin gevşeme fazı
) ve sistolü (
kalbin kasılma fazı
) içerir.
KAN BASINCI NEDİR ?
Kalpten atılan kan
miktarı ( kardiyak
output ), arter
duvarlarının
gerginliği (
vasküler rezistans
), kanın volüm ve
viskositesi kan
basıncını belirliyen
parametrelerdir. Kan
basıncı tayininde
iki sayı vardır.
Yüksek olan sistolik
kan basıncı ( kalp
kasılması sırasında
arterlerdeki
basınçtır), ikinci
veya düşük olan
diastolik basınç (
kalp gevşeme fazında
arterlerdeki
basınç). Normalde
sistolik basınç
yüksek olan sayıdır.
EECP tedavisi
sırasında diastolik
basınç artar ve
sistolik basınç
azalır. Diastolik
basınç sistolik
basıncı geçer.
ANGINA ( Güğüs
ağrısı ) NEDİR ?
Kalp damar
hastalığının (
koroner damar ) an
sık görünen
belirtisidir.
Genellikle güğüs
üstünde olan baskı
tarzında ağrı
şeklidir. Ağrı çoğu
zaman fiziksel,
duygusal veya
zihinsel atresin
ardından ortaya
çıkar. Bazen
hastalar nefes
darlığı, aşırı
yorgunluk, baygınlık
hissi, kolda ,
çenede ağrı gibi
belirtilerle de
başvurabilirler.
Bunlarda angina
eşiti belirtiler
olarak
değerlendirmeye
alınırlar.
ANGINA’YA NEDEN OLAN
FAKTÖRLER NELERDİR ?
Angina kalp kasının
oksijenlenmesinin ve
kanlanmasının
yetersiz olduğunun
bir göstergesidir.
Kalp gördüğü iş
yüküne bağlı olarak
zengin kanlanmaya
ihtiyaç duyar bunu
da koroner damar
aracılığı ile
sağlar. Eğer koroner
damarlarda daralma
veya tıkanma olursa
kalbe giden oksijen
miktarı önemli
oranda azalır.
Kalbin oksijene olan
ihtiyacı egzersiz
sırasında, ateşli
hastalıklarda,
hipoglesemi ( kan
şekerinin düşüklüğü
), yemek sonrası,
duygusal streslerde
artar.
ANGINA GÜNLÜK YAŞAMI
NASIL ETKİLER ?
Birçok hastada efor
kısıtlaması görülür.
Örneğin; düz yolda
yürüyebilirken yokuş
çıkamazlar, paket
taşıyamazlar. Angina
günlük aktiviteyi
kısıtlar,
fonksiyonel
kapasiteyi düşürür
ve yaşam kalitesini
düşürür.
ANGINADAN NASIL
KORUNULUR ?
Koroner arter
hastalığından
korunmak için risk
faktörlerinin
kontrol altında
tutulması
gereklidir. Kontrol
altında
tutulabilecek risk
faktörleri yüksek
tansiyon, şeker
hastalığı, yüksek
kolesterol seviyesi,
fazla kilo,
egzersizden uzak bir
yaşamdır.
ANGINA’NIN TEDAVİSİ
NE OLMALIDIR ?
İlaç tedavisi kalp
kası için gerekli
oksijeni koroner
damarları dilate
ederek veya kalbin
oksijen ihtiyacını,
kalp hızını veta
kalp duvar stresini
azaltarak yapar.
Maalesef bir çok
hastada medikal
tedavi yetersiz
kalmaktadır.
MEDİKAL TEDAVİNİN
YETERSİZ KALDIĞI
ANGINA KONTROLÜNDE
NE YAPILMALIDIR ?
Eğer medikal tedavi
yetersizse veya
yetersiz kalacaksa
anjioplasti ( alon )
ve veya tel kafes (
stent ), bypass,
girişimsel tedavi
şekilleri olarak
karşımıza
çıkmaktadır.
KORONER ANJIOGRAM
NEDİR ?
Koroner arter
hastalığının kesin
teşisi için gerekli
yöntemdir. X – ışını
tekniği ile
görüntülenebilinen
bir radyoopak madde
kalp damarlarına
kateter aracılığı
ile verilir. Böylece
koroner arterlerin
durumu ve kalbin
kasılma gücü
görüntülenebilir.
ANJIOPLASTI NEDİR ?
Anjioplasti ( PTCA /
balon ) girişimsel
olan ancak genel
anestezi
gerektirmeyen ucunda
balon olan bir
kateterin tıkalı
damarlarda
şişirilmesi ile
uygulanabilen bir
yöntemdir.
KORONER BY- PASS
NEDİR ( CABG ) ?
Rutin By-pass
operasyonu göğüs
duvarı açılarak
bacak veya göğüs
damarı kullanılarak
tıkalı damar devre
dışı bırakılmak
suretiyle
oluşturulan bir
yoldur. Operasyon
sırasında kalp ve
akciğer fonksiyonu
makineye
bağlanılarak
yapılır.
RESTENOZ NEDİR (
TEKRAR TIKANMA ) ?
Restenoz damarların
açılmasına yönelik
yapılan tedavilere
rağmen hücre
büyümesi sonucu
tekrar tıkanıklık
gelişmesidir. By
pass sonrası tekrar
tıkanma oranı ilk 5
yıl için %25, 10 yıl
içinde ise %
50’lerin
üzerindedir.
Yapılacak ikinci by-pass
da ameliyat ölüm
riski birincisinin 2
– 3 katına
çıkmaktadır. PTCA ve
stent sonrası tekrar
tıkanma oranı ise %
15 ile %50 arasında,
damar durumuna ve ek
risk faktörlerine
göre değişmektedir.
Tekrar tıkanma oranı
halen bu kadar
yüksek seyrediyor
olması,
Damar yapısının
girişime uygun
olmaması,
Maksimum medikal ve
veya girişimsel
tedaviye rağmen
hastaların
şikayetlerinin devam
etmesi,
Cerrahi içn yüksek
risk taşıyan
hastalar,
araştırmacıları yeni
tedavi yöntemleri
üzerinde çalışmaya
yöneltmiştir. EECP
girişimsel olmayan
Koroner Arter
Hastalığı
tedavisinde tüm bu
grup hastalara yeni
bir tedavi şansı
sağlamaktadır.
EECP NEDİR ?
Güçlendirilmiş
Eksternal
Kontrpulsasyon (
Enhanced External
Counterpulsation ).
Eksternal kelimesi ;
girişim veya cerrahi
gerektirmede
uügulanmasından
ötürü gelmektedir.
Güçlendirilmiş
kelimesi ; sistemim
ilk ortaya çıkışı
ile günümüzde ileri
teknoloji
kullanılarak
geliştirilmiş hale
getirilmesindendir.
Kontrpulsasayon ;
kalp atımları
sırasında oluşur.
Kalp gevşeme fazında
iken sistem
pompalama işi
yaparken, kasılma
fazında ise basıncın
düşmesini sağlar.
Kontrpulsasyon kalp
kasına giden kan
miktarını atrırır,
kalp iş yükünü
azaltır ve oksijen
istemini azaltarak
oksijen miktarını
arttırır.
EECP TEDAVİSİNDEN
ÖNCE EECP
TEDAVİSİNDEN SONRA
ÖGMENTASYON NEDİR ?
Kalp, sistol
dediğimiz kasılma
fazında iken bu
güçlü kontraksiyon
ile koroner damarlar
büzüşür ve kalp
kasına (
miyokardiyum ) giden
kan miktarını
azalır. Diastol
dediğimiz gevşeme
fazında ise koroner
damarlar dolayısıyla
kalp kası kanlanır.
Özellikle vücüdün
yükünü taşıyan alt
ekstermiteler (
bacak ve kalça ) çok
sayıda damar yatağı
ve kan hacmi
içerirler. EECP
tedavisi sırasında
her diastol fazında
bacak ve kalçalara
sarılan kaflar (
büyük manşon )
baldırdan başlayarak
ardışık olarak
kasılır, böylece hem
ven ham arterlerin
güçlü bir şekilde
sıkıştırılması ile
alt ekstermite kanı
kalp damarlarına
doğru atılır. Bu
mekanizma venöz
dönüşü artırırken (
oksijene olmamış
kanın sağ kulakçağa
gelişi ), diastolik
basıncın artması ile
kalp kası beslenmesi
sağlanır ( kan
koroner arter
aracılığı ile kalp
kasını besler.
KOLLATERAL DOLAŞIM
NEDİR ?
Damar tıkanıklığı
oluştuğu zaman bazen
vücut kendisi yeni
damar ağa
geliştirerek
sağlıklı damarlardan
tıkalı damarların
hasarladığı dokuya
kan gitmesini
sağlar. Bu doğal
kollateral dolaşım
gelişimi zaman
ister. Ancak bir çok
kalp hastasının bu
gelişimi bekliyecek
vakti yoktur.
EECP tedavisinin
etkinliğinin uzun
sürüyor olması
tedavi süresince
provoke edilen
kollateral
gelişimine bağlı
olduğu
düşünülmektedir.
EECP’nin ETKİNLİĞİ
NASIL OLMAKTADIR VE
DİĞER TEDAVİ
YÖNTEMLERE GÖRE
AVANTAJLARI NELERDİR
?
Normal kalp
fonksiyonu oksijen
tüketimi ile oksijen
sağlanması
arasındaki dengeye
bağlıdır. Oksijen
tüketimi kalp hızı
ve pompa ile
ilişkilidir. Oksijen
temini kan akımı ile
sağlanmaktadır. Kalp
kasına giden kan
miktarının % 80’ni
kalbin gevşeme
fazında olmaktadır.
Klinik çalışmalar
EECP tedavisinin
doğal by pass’a
neden olduğunu
göstermiştir. EECP
yeni damar ağının
oluşmasını
sağlayarak kalp
kasını
beslemektedir. EECP
tedavisi günde bir
saat haftada 5 gün,
toplam 35 saat
yapılır. Hastalar
tedaviye ayaktan
gelirler ve tedavi
sonrası rahatlıkla
işlerine giderler.
1995 yılında FDA
onayı almasıyla,
Amerika Birleşik
Devletlerinde hızla
koroner arter
hastalığının
tedavisinde
kullanılmaya
başlanan bu sistemin
etkinliği ve
güvenirliği yapılan
bilimsel
çalışmalarla
kanıtlanılmıştır.
By pass ve
Anjioplasti /stent
gibi girişimsel (
invaziv )tedavi
yöntemlerinden
farklı olarak
hastane yatışı
gerektirmeden, hasta
seçimi doğru
yapıldığında risk
taşımayan yeni
invaziv olmayan bir
tedavi yöntemidir.
Maksimum medikal ve
girişimsel
tedavilere,
cerrahiye rağmen
şikayetleri devam
eden, fonksiyon
kapasitesi, yaşam
kalitesi düşük,
damar yapısı
girişime uygun
olmayan yada yüksek
riskli, girişim
yöntemlerini tedavi
şekli olarak seçmek
istemeyen koroner
arter hastaları için
yeni bir tedavi
yöntemi olarak büyük
avantaj
sağlamaktadır.
KALP YETMEZLİĞİNİN
EVRELERİ
EVRE KALP YETMEZLİĞİ
EVRESİNİN
TANIMLANMASI KLASİK
TEDAVİ
Evre A Kalp
Yetmezliği Riski
Taşıyan Hastalar
* Yüksek Tansiyon
* Şeker Hastalıkları
* Koroner Arter
Hastalığı
* Kalbe Zehirleyici
etkisi olan ilaçları
kullananlar
* Alkol Alışkanlığı
* Ailesinde Kalp
Adelesi hastalığı
olanlar
(Kardiyomiyopati) *
Proğramlı egzersiz
* Siğara içilmemesi
* Yüksek tansiyon
tedavisi
* Yüksek kan
yağlarının tedavisi
* Alkolün ve yasak
ilaçların kesilmesi
* Daha önce kalp
krizi geçirmiş,
şeker
hastası veya yüksek
tansiyonu olanlara
(ACE-I) tansiyon
ilaçı başlanması
Evre B Bu hastalar
sistolik kalp
yetersizliği
(kasılma bozukluğu
olup geçmişte kalp
yetmezliği
geçirmeyenler
(EF%40 ve
altındadır)
* Evre A daki
önlemler ve tedavi
başlanır.
* Bütün hastalar ACE-I
ALMALIDIR
* B Bloker ilave
edilir
* Cerrahi tedavi
konsültasyonu
yapılarak
gerekliliği /
gereksizliği
saptanır.
Evre C Kalp
Yetmazliği tanısı
almış hastalar
Belirtiler:
* Nefes Darlığı
* Yorgunluk
* Egzersiz
kapasitesinde azalma
Evre A daki önlemler
ve B Bloker +
* Diüretik (idrar
söktürücü)
* Digoxin
* Tuz kısıtlaması
* Sıvı kısıtlaması
(uygun ölçüde)
* Sabahları kilo
takibi
* Spironolacton (Aldacton)
(ikinci idrar
söktürücü)
* Kötü etkili diğer
ilaçların kesilmesi
Evre D Tedaviye
Ragmen Kalp
Yetmezliğinde
İlerleme Evre A, B,
C deki bütün tedavi
önlemlerine
ilaveten:
* Kalp Transp.(nakli)ni
araştırın
* Ventriküler asist.
Aleti
* Cerrahi tedavi
imkanı varmı?
* Devamlı IV(damar
içi) tedavi
Bu hastalar yatak
tedavisinde
tutulurlar.
** Hayatın sonu
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 15/11/2007 - MENAPOZ NEDİR?
Kadınlarda adet görmenin kesilmesine denir. Etnik, coğrafi, sosyokültürel
nedenlerle menapoza
giriş yaşı değişsede
ortalama 40 – 50 dir.
40 yaş altında
adetten kesilme
erken menapoz olup
tüm menapozların
%1’dir. BELİRTİLER
NELERDİR? Menapoz
birdenbire olmaz.
Klimakterium
dediğimiz her
kadında farklı
gelişen bir
süreçtir. En
belirgin özellik
adet ritmindeki
değişikliklerdir.
Örneğin 15-20 günde
bir olup
sıklaşabileceği
gibi, 2-3 ayda bir
olup seyrekleşebilir
de. Ancak son
adetten 4 aydan
fazla geçtiği halde
hiç adet kanaması
olmaması durumunda
menapozdan
bahsedilebilir.
MENAPOZDA
GÖRÜLEBİLEN
YAKINMALAR NELERDİR?
Menapozda; gittikçe
sıklaşan ve süresi
uzayan ateş
basmaları,
terlemeler,
çarpıntılar, uyku
düzensizlikleri,
sinirlilik,
yorgunluk, cinsel
isteksizlik gibi
mizaç
değişiklikleri, üro-genital
bölgede kuruluk
nedeniyle yanma
hissi ve cinsel
ilişkide ağrı, sık
sık idrara çıkma,
idrar tutamama gibi
yakınmalar
görülmektedir. Bütün
bu yakınmalar
bireylere bağlı
olarak
değişebilmekte, bazı
kişilerce çok yoğun
olarak yaşanırken
bazıları daha
sorunsuz bir menapoz
dönemi
geçirebilmektedir.
ANCAK MENAPOZUN
KADINLAR AÇISINDAN
ÖNEMİ SADECE GÜNCEL
YAŞAMDA OLAN BAZI
SORUNLARLA SINIRLI
KALMAMAKTA; MENAPOZ
BELİRLİ BAZI
RİSKLERİDE
BERABERİNDE
GETİRMEKTEDİR. NEDİR
BU RİSKLER? En belli
başlıları vücuttaki
estrojenin
azalmasına bağlı
olarak kemik
kalitesinin
bozulması ve
OSTEOPOROZ
oluşmasıdır. Bunun
sonucunda ileri
yaşlarda kemik
kırıkları
artmaktadır. Ayrıca
menapozla beraber
kalp damar
hastalıklarında
belirgin artış
görülmekte,
Alzheimer’a
yatkınlık oluşmakta,
bu nedenlerle sakat
kalma ve ölüm
riskleri
yükselmektedir.
MENAPOZDAKİ KİŞİ NE
YAPMALIDIR?
Öncelikle her adet
periyodundaki
değişikliğin,
menapoz demek
olmadığının
bilinciyle hastanın
gerçekten menapoza
girip girmediğinin
saptanmasıyla işe
başlamalıdır. Bu;
bir kadın doğum
uzmanına başvurarak,
jinekolojik muayene
ve basit hormonal
testler ultrasonla
yapılır. Yukarıda
saydığımız
yakınmalar
kolaylıkla başka
hastalıklarda da
olabileceği için
menopozun kesin
saptanması,
yaklaşımın
belirlenmesi
açısından son
derecede önemlidir.
MENAPOZDA NELER
YAPILABİLİR? Amaç
kişinin yaşam
kalitesini
artırmakla birlikte
sağlığını
korumaktır. Bunun
için en önemli nokta
her menapoz
hastasına aynı
tedavi protokolünü
uygulamak yerine
kişinin yakınmaları,
ailesel özellikleri,
beklentilerinin
özenle saptanıp buna
göre bir yöntem
ortaya konmasıdır.
Tedavi yöntemleri
egzersiz gibi çok
basit bazı
önerilerden çeşitli
bitkilerle destek
tedavilerine veya
hormon replasman
tedavilerine kadar
gidebilen geniş bir
yelpazenin bireye
özel olarak
uygulanmasıdır. HER
MENAPOZDAKİ kadın
için uygun tedavi
protokolu
belirlendikten sonra
tedavinin ortaya
çıkarabileceği
riskleri en aza
indirmek için
MAMOGRAFİ, KEMİK
DANSİTOMETRİSİ,
ULTRASON, rutin
jinekolojik muayene,
smear, endometrial
biopsi gibi testler
yapılır. Önemli bir
nokta ise bu muayene
ve tetkiklerin uzman
kurumlarca ve ehil
ellerle yapılması
kadar hastanın
kuruma, hekime
güveni ve uyumudur.
Uyum ve işbirliği
sağlandığında
oluşabilecek
sorunlar başlangıç
halinde saptanıp
çözülebilir böylece
SAĞLIĞIN
KORUNMASIYLA
BİRLİKTE YAŞAM
KALİTESİNİN VE
SÜRESİNİN
ARTTIRILMASI AMACINA
KOLAYLIKLA
ULAŞILABİLİR
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 22/7/2007 - Saç bakımı için doğal yöntemler
Hepiniz uzun ve sağlıklı bir saça sahip olmak için onu sürekli
kestirmeniz gerektiğini duyarsınız. Aslında sürekli saçınızı kestirmek
sadece onun daha kısa olmasını sağlar. Sağlıklı olması ile hiçbir
ilgisi yoktur.
Saç uzunluğu kafanızın şekli ve genişliği ile orantılıdır ve yeni
teknolojilerle bile bunu değiştirmenize olanak yoktur. Sağlıklı ya da
sağlıksız saç yoktur. Saçımız aslında ölüdür. Ölü olmasaydı
kesildiğinde canımız yanmazmıydı? Eğer saçlarınızın ucu kırılmamışsa ya
da boyama yüzünden hasar görmemişse onu sürekli kestirip sağlıklı ve
uzun yapmaya çalışmak yanlış bir şey. Sadece stil değişikliği
düşünenler için sık saç kestirilmesi önerilebilir. Saçınızın sağlıklı
olması için yapabilecekleriniz: - Günlük olarak pahalı olmayan bir
Vitamin (One-A-Day) alın. - Saçınızı fazla taramayın. Sadece
gerektiğinde şekil vermek için tarayın. - Kaliteli bir tarak ya da
fırça kullanın. Keskin metal ya da plastik uçlar saçlarınızın uçlarının
kırılmasına neden olur.
- Kaliteli saç ürünleri kullanın. Çoğu alışveriş merkezlerinde satılan
şampuan ve saç ürünleri aslında birçok kötü kimyasal maddeyi içlerinde
bulunduruyor. Mesela 'ammonium laurel sulfate' , ya da silikon içeren
ürünler saçınızı kurutarak daha kolay kırılmasına neden olabiliyor.
İçlerinde birçok koruyucu madde bulunduğunu iddia eden bu ürünler
saçınız için aslında en büyük tehlikeyi oluşturuyor. - Saçınızı sıkı
bantlarla toplamayın. Bırakın rahat kalsın. Bu tür toplama şekilleri de
kırılmalara neden oluyor.
Sıcak yağ tedavisi
Kurumuş ve yıpranmış saçları en iyi canlandırma yöntemi zeytinyağı
tedavisidir. Saçlarınıza parlaklık vermek ve beslemek için 2 çorba
kaşığı zeytinyağını ısıtın. Bunu yavaş yavaş tüm saç derinize yedirin.
Sıcak suda ıslattığınız bir havluyu sıktıktan sonra bir türban gibi
başınıza sarın. Havlu soğurken bu işlemi iki veya üç defa
tekrarlayarak, başın yağı iyice emmesini sağlayın. Sonra saçlarınızı
yıkayarak, iyice durulayın. Bu bakım türü, özellikle çabuk kırılan
saçlar için çok yararlıdır.
Hintyağı tedavisi
Yarım çay fincanı hintyağını ısıttıktan sonra baş derinizi ovarak
saçınızın yağı emmesini sağlayın. Yavaş yavaş tarayacağınız saçlarınızı
kaynar suya batırırıp sıktığınız havluyla sarın. Bu işlemi yaptıktan
sonra yarım saat kadar bekleyip şampuanla yıkayın. Bu tedavi, fazla
ince, çabuk kırılan, kuru saçlara iyi gelir.
Zeytinyağı ve bal tedavisi
Yarım çay fincanı yeşil zeytinyağıyla bir çay fincanı süzme balı
karıştırın. Bu sıvıyı iyice sallayıp çalkalayın ve bir kaç gün
dinlenmeye bırakın. Daha sonra bu karışımı baş derisinize ovarak ve
tarayarak yedirin. Ancak bu işlemi yaparken tarağın dişlerinin baş
derinize batmamasına özen gösterin. Başınıza bir naylon torba
geçirerek, başın sıcaklığını muhafaza etmeyi sağlayın. Karışımı
başınızda yarım saat beklettikten sonra, saçlarınızı bol suyla
durulayın. Bu işlem, koyu renk saçların ışıltılı bir hal alıp
parlamasını sağlar.
Protein tedavisi
Yumurta ile yapılacak protein tedavisi hemen hemen her tür saç için
uygundur. İki yumurtayı çırpın ve içine yavaş yavaş bir çorba kaşığı
zeytinyağı, bir çorba kaşığı gliserin, bir çorba kaşığı sirke (mümkünse
elma sirkesi) ilave edin. Saçınızı bir kez şampuanladıktan sonra
saçlarınıza bu karışımı sürüp 15-20 dakika bekleyin. Saçlarınızı iyice
duruladıktan sonra saçlarınızın çok kısa sürede canlandığını fark
edeceksiniz.
Kakao yağı tedavisi
Koyu renk saçlı kişilerin uygulayabileceği bir başka bakım yöntemi ise
aşağıda anlatılan bu karışımdır. İçinde su kaynayan genişçe bir
tencerenin içine daha küçük bir kabı oturtun. Yarım çay fincanı
ayçiçeği yağını, 1 çorba kaşığı kakao yağını, 1 çorba kaşığı susuz
lanolini bu ikinci kabın içinde eritin. Bütün bu yağlar eriyince, kabı
kaynar suyun içinden alın ve karışımı iyice çırpın. Bu karışımdan 1
çorba kaşığı kadarını alarak buna 1 çorba kaşığı su katın, iyice
karıştırın. Bu sıvıyı ovarak başınıza sürün ve bu durumda 15 dakika ile
yarım saat arasında bekleyin. Ardından saçınızı yıkayıp durulayın. Bu
tedavi koyu renk saçlara yeni bir canlılık ve parlaklık verir.
Kaynak: Kanal D
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|
|
Hakkımda
Şifalı bitkiler , Doğa , enerji , şifa , hastahane , kabalık |
|